Kuran’da Tecavüzün ve Eşcinsellik Suçlarının Cezası Nedir?

Sosyal Medya Butonlarını Kullanarak Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

Kuran’da tecavüzün cezası :

        Kuran’da tecavüz suçunun cezasının ne olduğu sıklıkla sorulan bir sorudur. Yaşanan örneklerden de bileceğiniz gibi tecavüz olayları toplumda büyük infial uyandırmakta ve ağır travmalara yol açmaktadır. Toplumun genelini etkileyen bu tarz vakalar Kuran’da ”fesat çıkarma, bozgunculuk” olarak değerlendirilmektedir. Bu durumda tecavüz suçunun cezası Maide 33. ayet kapsamına girmektedir:

Maide 33: ”Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.”

Ayette 4 ceza şekli zikredilmektedir:

1- İdam
2-Teşhir için asılmak
3- El ve ayakların çapraz kesilmesi
4- Sürgün

Tecavüz suçunun cezalandırılmasında durumun vehametine ve şartlara göre bu cezalardan birinin seçilmesi emredilmektedir.

Kuran’da eşcinsel ilişkinin cezası nedir?

Kadınlar arasındaki eşcinsel ilişki fiziki farklılıklar sebebiyle daha hafif olarak nitelendirilebilirken erkekler arasındaki çok daha ağır bir suçtur. Sokakta iki erkeğin sarmaş dolaş olması veya öpüşmesi gibi hareketler batı toplumlarında bile tepkiyle karşılanmaktadır. Bu tarz ilişkilerde tıpkı tecavüz gibi toplumda ağır tahribat ve travmalara yol açmaktadır. Bu sebeple eşcinsellikde Maide 33 kapsamına girmektedir:

Maide 33: ”Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.”

Tabi çoğu suçta olduğu gibi faillerin tevbe etme hakları gözönünde bulunduralarak bireylerin samimiyetine ve durumuna göre ceza değil tedavi seçeneği her zaman bulunmaktadır. Lut kavminin hemen helak edilmeyip Peygamber aracılığıyla uyarılmasından anlaşılacağı gibi bu fiili yapanların sorgusuz sualsiz cezalandırılması gibi bir durum kesinlikle yok. Bahsedilen ceza ancak uyarılara aldırmayarak bu iğrenç fiili yaşam biçimi haline getiren, durumunu toplumda teşhir eden ve yaymaya çalışan şahıslar için geçerlidir.

Bu sapkınlığın toplumda nasıl bir tahribat yarattığına günümüzde sıklıkla şahit oluyoruz. Aids gibi korkunç bir hastalıkdan psikolojik travmalara kadar pek çok sıkıntıya sebep olmaktadır. Kimilerince ”tercih” olarak adlandırılan eşcinsellik ağır psikolojik tahribat yanında toplum sağlığına yönelik büyük bir tehdittir.

Çoğu ülkede olduğu gibi bizim toplumumuzda da eşcinsellik konusunda büyük bir ikiyüzlülük bulunmaktadır. Modern dünya masalları ile zihni bulanmış olan insanlara eşcinsellik konusu sorulduğunda çoğunluğunun ‘tercih, istedikleri yapsınlar, özgür irade’ gibi klasik kopya laflarla cevap verdiğini görüyoruz. Ama kendileriyle alakalı olmayan bir durumda çok modern! olan bu insanlara çocuğunuz, kardeşiniz, anne-babanız eşcinsel olsun ister misiniz, bu sizi rahatsız eder mi, çocuklarınızı bu tarz ilişkilerin serbest olduğu bir okula gönderir misiniz diye sorduğunuzda neredeyse tamamının böyle bir durumu istemediğini görüyoruz. İşte dini ve ahlaki konularda toplumun her alanında görülen samimiyetsizliğe acı bir örnek. Başkalarından bahsettiğinizde çok rahat olan kişiler söz konusu kendileri ve yakınları olduğunda şiddetle karşı çıkıyorlar.

Bu çirkin iş Kuran’da boşuna yasaklanmıyor veya bu konularla ilgili yaşanmış olaylar bize hoş zaman geçirtmek için anlatılmıyor. Bunlar öğüt almamız, temiz yaşamamız yani bizim iyiliğimiz için.

Hayırlı tefekkürler dilerim…

Sosyal Medya Butonlarını Kullanarak Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

Kuran’da Tecavüzün ve Eşcinsellik Suçlarının Cezası Nedir?” konusunda Bir Fikir

  1. Merhabalar

    Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Kuran-ı Kerim hakkında derinlemesine bilgi sahibi değilim. Kuranla çelişebilen, yanlış veya kesinlik içermeyen bilgi/düşünce barındıran ifadelerimi saptarsanız beni uyarmanızı rica edeceğim. Kısıtlı bilgimle düşündüklerime değinecek olursam;

    Okuduklarıma göre eşcinselliğin bir tercih meselesi değil, doğuştan gelen bir yönelim olduğunu biliyorum. Ben bir erkek olarak nasıl kadınlara cinsel açıdan ilgi duyuyorsam eşcinseller de kendi cinsiyetinden olan insanlara ilgi duyuyor. Ancak olay bu kadar basit değil. Binbir çeşit cinsel yönelim var ancak konudan o kadar uzaklaşmak istemiyorum. Eşcinselliğin sebebini büyük oranda anne karnında gelişim bozukluklarından kaynaklandığını biliyorum. Buna istinaden eşcinselliğin bireyin tercihi dahilinde değil, yaradılışı dahilinde meydana gelen bir yönelim olduğu yorumu yapılabiliyor. Her nasıl çeşitli engellerle doğan insanlar oluyorsa aynı şekilde eşcinsel doğan insanlar da oluyor. -Eşcinseller bunun bir hastalık olarak anılmasından rahatsız oluyorlar-

    Allah’ın kulunu kulunun elinde olmayan bir şey için yargılayacağını düşünmüyorum. Zaten bildiğim kadarıyla da Kuranda eşcinsel olmaktan değil eşcinsel ilişkiye girmenin yanlışlığından bahsediliyor. Yanlışım varsa lütfen düzeltin. Buradan eşcinsel ilişkiye girilmese bile eşcinsel ilişki haklarını savunmanın da yanlış bir davranış olduğunu çıkarabiliriz. LGBTI gibi örgütler bas bas bağırarak eşcinsel ilişkilerin normnalleşmesi gerektiği propagandasını yapıyorlar ve eşcinsel olmayan çok sayıda destekçileri de var.

    Bunun gibi örgütler yüzünden eşcinsel bir müslüman olup sınavının farkında olan ve bu tarz ilişkilerin karşısında olan insanlardın da mağdur edilebileceğini düşünüyorum. Biz nasıl zina etmemek için evlenene kadar cinsel ilişkiye girmemenin sınavı içerisindeysek onların da bu sınavının ömür boyu olduğunu düşünüyorum. Yani sorular farklı ama sınav aynı. Allah sabredenlerin mükafatını versin.

    Ceza meselesine gelecek olursak neden normal zina suçuyla aynı açıdan değerlendirmediğinizi merak etmekteyim. Acaba Kuran’ın diline göre bir ayrım mı var? Maalesef bu konuda pek bilgi sahibi değilim. Eşcinsel ilişkilerden meallerde iğrenç olarak bahsediliyor. Normal zina neden bundan farklı? Birinin cezası (aleni bir şekilde olması ve çokça şahit gerektirmesi dahilinde) belli bir miktar sopa iken diğerinin cezası neden çarpraz kol bacak kesmelere, idamlara kadar gidiyor? bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle yazınca eşcinselliği savunmuş gibi görünmek istemiyorum lütfen yanlış anlamayın, sadece bilgi sahibi olmak istiyorum.

    Teşekkür ederim, hayırlı bloglar.

    1. İlginiz için teşekkürler;
      Önceliklle eşcinselliğin genetik yani doğuştan olduğuyla ilgili iddiaları tekrar incelemenizi tavsiye ederim. Bunu iddia edenler olduğu gibi bunu yalanlayan çok sayıda çalışmada var. Örneğin küçük yaşta cinsel tacize uğramış bireylerde eşcinsel yönelimlerin çok yüksek bir oranda olduğuyla veya sadece kadın bireyler tarafından büyütülen erkek çocuklarının böyle yönelimleri olabileceği ile ilgili çalışmalar mevcut. Eşcinseller yıllarca ”tercih” tezini kullandı hatta bizim aklımızda bile hep böyle yer aldı. Doğuştan meselesi ise son zamanlarda popüler olmaya başladı adeta yeni bir sürüme geçildi. Bize ”bilimsel” kılıfıyla sunulan şeylerede şüpheyle yaklaşmamız gerektiğini defalarca tecrübe ettik. Örneğin yıllarca tereyağı bilimsel çevrelerce kötülendi bitkisel yağlar teşvik edildi şimdi ise aynı bilimsel çevrelerce tam tersi söyleniyor. Margarin tereyağından daha zararlı. Ülkemizde bile yıllarca içki ve sigara sağlığa yararlı diye reklamlar yapıldı, doktor, bilimadamı görüşleri sunuldu. İşte bir örnek: http://www.gecmisgazete.com/haber/sadik-emmi-ineginden-her-gun-10-litre-bira-sagiyor Bir litre bira bir litre süte eşitmiş, evimizi birasız bırakmamalıymışız.
      Bu basit örnekler bile bilimsel kılıfı adı altında ne büyük yalanlar söylenebildiğini gösteriyor. Eşcinselliğin doğuştan geldiği tezi genelde hep aynı kaynaklardan sürekli olarak medyaya pompalanmakta. Maksat bunu tartışılmaz bir hale getirmek doğuştan denilerek 3. bir cins oluşturulmaya çalışılıyor.
      Eşcinselliğin doğuştan olması ne evrimci ne dindar çevreler için mantıklı değil. Evrimci gözüyle bakarsak bu durum üreme ve bireylerin sağlığı ile tamamen zıt bir durum olduğu için sürdürülebilir değil. Bu tarz bireyler neslini devam ettiremeyeceği için yok olur gider ve doğada böyle bir olgu olsa bile kısa zamanda kaybolmaya mahkumdur.
      İslami açıdan baktığımızda eşcinselliğin doğuştan olduğunu iddia etmek Allah’a iftiradır. Bu davranış hem Kuran’da iğrenç ve sapkınlık olarak nitelenecek hemde Allah böyle bireyler yaratacak öyle mi? Bu durumda Allah kullarına zulmediyor olmaz mı? Lut kavmi bu suç yüzünden helak edildi. Bunlar şehirlerine gelen yabancılara bile saldıracak seviyede bu işi ilerletmişlerdi. Koca bir kavim genetik olarak eşcinsel miydi?
      Eşcinsellik sapkın bir tercihden başka bir şey değil. Eşcinsellerin bunun bir hastalık olarak anılmasından rahatsız olmaları da büyük bir çelişki. Eşcinselliğin doğaya ters, üremeye ve sağılığa zararlı bir anomali olduğu ortada, bunu eşcinseller bile inkar edemez. Bu durumda hastalık değilde nedir?

      Kuran’da eşcinsellik normal zinadan daha ağır bir dille eleştirilmektedir. Meallerde arapça habis yani”iğrenç, pis, çirkin” ifadesi kullanılıyor ama normal zina için bu ifade kullanılmaz çünkü fiziksel olarak kadın-erkek ilişkisi iğrenç değil. Zinanın tahribatı daha ziyade psikolojik travma, aile hayatının zarar görmesi gibi konulardır. Eşcinsellik ise fiziksel olarakda gerçekten iğrenç bir iştir. Yukarda yazımda da belirttim eşcinsellik batı toplumlarında bile gündelik hayatta çok normal karşılanan bir şey değil. Lafa gelince en medeni geçinen insanlar bile oğullarını böyle ilişkiler içinde olmasını tercih etmiyorlar. Kimse oğlunun, kardeşinin yada babasının kadın kılığında sokaklarda gezmesini alkışlamıyor. En fazla yaptıkları başka çare yok bari kabullenelim düşüncesidir. İşte bu sebeplerle eşcinsellik maide 33 kapsamına girer. Yaptığı etki büyük bir toplumsal tahribat. Ama yazımda da belirttiğim gibi herkesin tevbe hakkı vardır.

      Selametle…

  2. Çok talihsiz bir çıkarım olmuş. Bu blogda bunu okuduğuma üzüldüm.

    Her soru aslında aynı zamanda bir önermedir. Genelde atlanır. Mesela ben yemekte ne var diye sorarsam bu ortada bir yemek olduğu varsayımını içerir. Yani yemek var demiş olur, sonra da yemeğin türünü sormuş olurum. Bu durumu gazeteciler çok kurnazca kullanırlar. Mesela eski ürünlerinizdeki paslanma sorununu çözdünüz mü diye sorar, okuyucuya/seyirciye “bunların eski ürünleri paslanıyordu” demiş olurlar çaktırmadan. Veya Türkiye neden 60 yıldır AB’ye giremiyor diye sorar, sanki ülke 60 yıldır AB’ye girmeye çalışıyormuş izlenimi yaratırlar. Aynı şekilde, Kuran’da tecavüz suçunun cezası neden yok sorusu, “tecavüz en büyük suçlardan biridir” veya “tecavüzün cezasını bildirmeyen bir kitabın hukuksal ilkelerimizi belirlemesine izin veremeyiz” varsayımlarını içerir. Açıkça söylenmez ama bağlamdan ve soruyu soranların beklentilerinden yola çıkarak bu mesajı çok net olarak alıyoruz. Örneğin Kuran’da irtikap suçunun veya ihaleye fesat karıştırmak suçunun cezası niye yok diye sorsak alacağımız tepkiler “bu nerden çıktı!” ile başlar. Çünkü günümüzde ve içinde bulunduğumuz koşullarda (=sorunun bağlamı) böyle bir beklenti oluşmamıştır. Bu nereden çıktı, bu kadar önemli mi gibisinden tepkiler İhaleye fesat karıştırma suçunun Kuran’da ayrıca yer alacak kadar büyük ve genel bir suç olmadığı varsayımını içerir.

    O zaman işe bu varsayımlardan başlamalı. Kuran’da tecavüzün cezası neden yok diye soran kişi feministtir. Feminizm, kadınların ezelden beri veya uygarlığın başından beri mağdur edildiği gibi bir mitoloji yaratmıştır ve taleplerini bu mitoloji üzerinde kurgular. Kuran’da tecavüzün cezasını soran kişi aslında tecavüzün adam öldürmek kadar büyük bir suç olduğu varsayımında bulunur. Çünkü feminist tarih anlatısına göre kadınlar ezelden beri sistemli olarak tecavüze uğruyorlar ve bundan dolayı tecavüz adam öldürmeye denk değilse bile ondan hemen sonra gelen en büyük suçtur. Bu zokayı bir kez yuttuk mu, Kuran’ı çevirip çevirip oradan tecavüz cezası çıkarmaya çalışmamız normaldir.

    Benzer bir durum Kuran’da insan haklarını veya demokrasiyi arayanlarda gözleriz. Bu adamlar demokrasinin “bulunan en iyi yönetim sistemi” olduğunu veya insan haklarının evrensel ve mutlak olduğu varsayımınlarını üstü örtülü olarak dile getirirler. Bu varsayıma katılıyorsanız ayetleri eğip bükerek demokrasiyi ve insan haklarını oraya sokmaya çalışırsınız. Tabi almaz, neden almaz, orası ayrı ve derin konu. Dileyenle ayrıca tartışırız.

    Dinin her zaman din adı altında gelmediği gibi feminizm de her zaman feminizm başlığı altında gelmez. Ama modernizm, eşitlik, çağdaşlık, insan hakları, hukuk vb. görece masum kılıklarla gelir. Sınamak çok kolay. Bir çok feminist tecavüzcü erkeğin çükünü kesmeyi önermiştir. Acınasıdır. Çünkü aynı kişilere hırsızın elini kesmeyi önerdiğinizde içinde ortaçağ, Arap, gerikafalı, yobaz geçen cümlelerle size hakaret edeceklerdir. Kuran ortaçağa ait, peki, beğenmediniz. Peki sizin önerdiğiniz cezalar hangi bilimsel gerçekten veya hangi toplumun deneyiminden veya hangi kitaptan kaynaklanıyor? Yanıt yok. Yoldan çevirdiğiniz kişilere sorun, eşitiz derler. Hemen arkasından kadınların neden askere gitmediklerini veya erkeklere neden on iki ay doğum izni verilmediğini sorun, olabilecek en saçma açıklamalarla kıvırmaya çalışırlar. Feminizmin adı yoktur ortada ama kendisi taş gibi ortadadır. Çünkü imkansızı, yani eşit olmadığımız halde eşitliği, üstelik onun da kadın tarafı kayırılmış olanını (=pozitif ayrımcılık) ister. Tanrı’nın yaratmadığı imkansızı yaratmaya çalışanlara kolay gelsin diyelim. Ben Müslümanım, gerçeklerle kavga edecek zamanım yok.

    Şimdi öldürülmeyi hak eden suçların ne olabileceğine gelelim. Bu konuya da şuradan başlamalı: Dünyadaki en büyük kötülükler nedir? Yoldan çevirin, sorun. Hiçbiri bu konuda düşünmemiştir. Ezberletilenleri çalarlar kayıttan. İşte savaşlar olmasın çocuklar lösemiden ölmesin falan. Organize bir kötülüğü belgesiyle gösterirsiniz, arkasını döner, bunlar komplo teorileri der. Çin’deki, Afrika’daki zincirli köleleri gösterirsiniz, bunlar uç örnekler der. Irak’taki soykırımı, Guantanamo’yu gösterirsiniz, konuyu değiştirmeye çalışır. Bilderberg derseniz zaten haberi bile yoktur. E, hem bilmiyorsun, merak da etmiyorsun, ama dünyanın en büyük kötülükleri hakkında fikrin var? Yok öyle yağma. Dünyadaki kötülükten habersiz insanlar, hele de yaşadıkları kötülük dolu hayattan memnunsalar kalkıp da tecavüzün en büyük suç olduğunu söylemesinler. Kuran’ın öldürün dediği adamlar organize kötülük edenlerdir. Bunlar savaş çıkarırlar, toplumları bölerler, basın-yayın yoluyla insanları iyilikten vazgeçirirler, ahlaksızlığa yöneltirler, insanları olmayan şeylere inandırarak korkutur ve toplumun güven bağlarını kopartırlar (düğümlere üflerler). Ha, bu adamları çizgi film karakteri sananlar Kuran’dan bir nane anlayamazlar. Kuran’ı, dünyayı bildiğimiz ölçüde anlarız. Dünyayı bilmeyen Kuran’ı bilemez, doğa yasalarına aykırıdır. Bu adamlar çizgi film karakteri değilse kim diye soracak olursanız, meraklısı ile ayrıca tartışırız. Ama Kuran serserilerle uğraşmaz, onu söyleyeyim.

    Feministler, hayvanseverler, eşitlikçiler, antimilitaristler, kapitalistler ve daha bir alay liberal ideoloji bağlıları Kuran’ı beğenmezler ve “bize bundan başka yeni bir Kuran getir” derler. Tecavüzün cezası niye yok diye sormak tam olarak budur.

    1. Uzun bir yorum yazmış, farklı çevreleri eleştirmişsiniz ama sunduğunuz hiç bir çözüm yok. Şöyle demişsiniz ”Kuran’ın öldürün dediği adamlar organize kötülük edenlerdir.” Kuranda öldürün emri sadece organize suçları kapsıyor ise tek başına cinayet işleyene kısas uygulanmayacak mı? Kuranda böyle bir hüküm yok. Sizin iddia ettiğiniz gibi ”tecavüz en büyük suçtur” demiyoruz. En büyük suçlardan ”biridir” diyoruz.

      1. Zaten çözüm sunmak için değil, konuyu yanlış yerden tuttuğunuzu göstermek için yazdım. Biçtiğiniz ceza da yanlış. Tecavüze idam veren bir dini derhal terk eder ve onun aleyhine çalışırım. Büyük bir suç değil bu, onun için cezasını kitapta ayrıca aramaya gerek yok. “Maruf”a göre belirlenir. En büyük suçlardan biri olduğunu da söyleyemezsiniz. Kuran büyük suçların arasında saymıyor. Örgütlü suçlardan “fitne” suçu bağlamında söz ettim. Adi cinayet için elbette kısas var.

        Yaklaşımınızı gözden geçirin. Dayanaksız varsayımları kitaba doğrulatmaya çalışmayın.

  3. İslâm’a Göre Homoseksüelliğin Cezası
    Son günlerde yaşanan ve hepimizi dehşete düşüren üzüntü verici bir kişinin çok sayıda erkek çocuğuna cinsel istismarda bulunması sebebiyle İslâm’ın homoseksüellik konusundaki hükmünü içeren bir yazı yazma ihtiyacı hasıl oldu. Gönül isterdi ki böyle bir olay hiç yaşanmasın ve böyle bir yazı yazma ihtiyacı hasıl olmasın. Olayın tüm boyutlarıyla incelenerek suçlu veya suçluların cezalandırılması elbette ki bizim değil yargının işidir. Bizim bu yazıyla hedefimiz, kalbinde Allâh korkusu olan insanların vicdanlarının harekete geçirilerek bu konuda toplumda bir hassasiyet meydana getirmeye çalışmaktır.

    Klasik kitaplarımızda livata diye ifade edilen eşcinsellik tarihte ilk defa Lut aleyhisselam’ın kavmi tarafından işlenen cinsel sapıklığı ifade etmek için kullanılır. Buna homoseksüellik adı da verilmektedir. Eşcinsellik bir erkeğin bir erkekle ya da bir kadının bir kadınla cinsel ilişkide bulunmasıdır. Yüce dinimiz bu işi zinadan daha çirkin bir ahlâksızlık olarak kabul ederek şiddetle yasaklamıştır.

    Kurân-ı Kerim Lut aleyhisselâm’ın kavminin üzerlerine ateşten taşlar yağdırmak suretiyle helak edilişinin sebebinin bu ahlaksızlık olduğunu bildirmektedir. Öyleyse bu iş küçümsenmeyecek kadar bir ictimaî bozukluk ve insanlığı tehdit eden ciddi bir hastalıktır. Kur’an her asra hitab ettiğine göre onda yer alan meseleler asıl itibariyle geçmişte olmuş olayları anlatsa bile şimdiki zaman ve gelecek zamanın meselelerine de parmak basmaktadır. Öyleyse eşcinsellik her zaman için insanlığın karşılaşabileceği bir ahlaki çöküntü içtimai bir musibet kaynağıdır.

    Yüce dinimizin müslümanların cinsel hayatını disipline etmesi hususunda gösterdiği hassasiyetin önemi, bu tür menfur olayların ortaya çıktığı dönemlerde daha iyi anlaşılmaktadır. Haram yollardan cinsel tatmin arayanlara karşı İslâm’ın koyduğu ceza sistemini çok sert hatta medeniyet dışı bulanlar olabilir. Fakat bu tür menfur olayların meydana gelmesi karşısında cinsi sapıklıkların bütün insanlığı tehdit eder bir hal aldığı düşünüldüğü takdirde bu cezaların fert ve toplum açısından caydırıcılığı düşünülünce toplumun maslahatı gereği olduğu kendiliğinden anlaşılmış olacaktır.
    İster erkekler ister kadınlar arasında olsun eşcinsel ilişkiler, dinimizin kesin bir şekilde yasakladığı, Allâh celle celaluhu’nun ve Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in en çok kızdıkları ve müslümanları son derece sakındırdıkları en büyük günahlardandır. Bu konuda Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, “Ümmetim için en çok korktuğum şey Lut kavmi’nin amelidir” buyurmaktadır (Tirmizî, Hudud 24; İbn-i Mace, Hudud 12).

    Bu şekilde bir cinsel sapıklık içerisinde olanlara verilecek cezayı gelmeden önce İslâm’ın cezalar konusundaki genel bir prensibinin üzerinde durmakta fayda mülahaza ediyorum. İslâm’ın takdir ettiği cezalarda gerek fert ve gerekse toplum açısından caydırıcılık esastır. Fakat bu cezaların verilebilmesi için de ağır şartlar ileri sürmüştür. Fakat benzer suçları işlemeyi düşünen insanlar bu cezaların ağırlığını düşünerek bu suçu işlemekten vazgeçmeleri hedeflenmektedir. Çünkü İnsanlar genellikle bu suçlara terettüp eden cezayı bilirler ama bu cezaların verilebilmesi için gerekli şartların ne olduğunu bilmezler. Bu durumda fert ve toplum için ciddi bir caydırıcılık vesilesi olmaktadır.

    Ceza ile ilgili olarak bu bilgilerden sonra İslâm’ın cinsel sapıklık ile ilgili olarak takdir ettiği cezalara geçebiliriz. Cinsel sapıklık ile ilgili olarak tatbik edilecek cezalar konusunda mezhep âlemleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
    Hanefî mezhebinden İmam-ı Azam’a göre livata (eşcinsellik) zina olmadığından dolayı bu tür suçları işleyen kişilere ta’zir cezası verilir. Ta’zir cezası ise hâkimin takdirinde olan İslâm’a has bir ceza sistemidir. Hakim bu tür suçları işleyen kişilere dilediği cezayı vermekte serbesttir. Dilerse bunlara ölüm cezası dahi verebilir. Ancak, Hanefi mezhebinin önemli iki imamı olan İmâm-ı Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bunlara zina cezası uygulanır. Yani bu suçu işleyenler muhsan yani evliyse recmedilir, değilse onlara yüz sopa vurulur (Alaaddin es’Semerkandî, Dureru’l Hukkam, c.7, s.34-35; Mevsilî, el İhtiyar, c.4, s.91).

    Şafiîler, Malikîler ve Hanbelîlere göre ise, bunlara had cezası uygulanır görüşü olmakla beraber bunların recm edileceği görüşü mezhepte amel edilen ve tercih edilen görüştür. Bu üç mezhebimize göre böyle bir fiili işleyen insanlar ister evli ister bekar olsun hüküm değişmez ve bunlar recmedilirler. Çünkü; Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, livata yapan (eşcinsel olan) kişilere bu cezanın verilmesini takdir etmiştir. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem bunlara verilecek ceza hususunda şöyle buyurmuştur; “Kimi Lût aleyhisselâm’ın kavminin sapık işini yaparken yakaladığınızda faili de (bu işi yapan) mefulu’de (kendisiyle bu iş yapılan) öldürün.” (Tirmizî, Hudud 24; Ebû Dâvûd, Hudud 29). Ebû Dâvûd’un naklettiği ve Abdullâh ibn-i Abbâs’ın rivayet ettiği başka bir hadis’te de; “Livata (erkeğin erkekle, kadının kadınla olan ilişkisi) yaparken yakaladığınız bekarı da recm ediniz.” diye buyurmuştur.

    Bu iki hadisi delil getirmek suretiyle Hanefîlerin dışında kalan üç mezhebimiz de eşcinsel ilişkide bulunan kişilerin evli ya da bekar olmalarına bakılmaksızın recm edilmeleri gerektigine hükmetmişlerdir (el Muğni, c.8, s.187; el Munteka ale’l- Muvatta, c.7, s.142; Haşiyetu’d Dusuki, c.4, s.314).

    Yukarıda zikrettiğim “Kimi Lût aleyhisselâm’ın kavminin sapık işini yaparken yakaladığınızda faili de (bu işi yapan) mefulu’de (kendisiyle bu iş yapılan) öldürün.” Hadîs-i şerif ve son yaşadığımız olayla bağlantılı olarak üzerinde durulması gereken önemli bir husus vardır. Bu Hadisten bu işi yapan her iki tarafa da aynı cezanın uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak, rızaları olmadığı halde kendilerine zorla tecavüz edilmiş kişilere bu cezanın uygulanmayacağı konusunda âlimler ittifak etmişlerdir. Aynı şekilde âlemler, buluğ çağına ermemiş küçük yaştaki çocuklara da bu cezanın uygulanmayacağında hemfikirdirler.

    Dolayısıyla son yaşadığımız olayda cinsel istismarda bulunduğu isbat edilen kişi veya kişilerin adlî mercilerce cezalandırılmaları gerekirken, istismara uğrayan çocuklara ise ceza değil tıbbi ve psikolojik açıdan destek verilmesi gerekmektedir.

    Homoseksüelliğin psikolojik ve sosyolojik sonuçları düşünülündüğü ve bazı hastalıkların toplum içerisinde bu tür ilişkiler yoluyla yayıldığı göz önünde bulundurulduğu takdirde İslâm’ın buna takdir ettiği cezalar normal karşılanacaktır. Önemli olan toplumdaki fertleri bu tür ahlaksızlıklara karşı korumaktır.

    Ahmet KARATAŞ tan alıntıdır

    oyle bi maide suresiyle olmaz aga işi bilmiyosan bir bilene danışırsın oyle milletin kolunu molunu baglamakla olmaz o iş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir