Türkiye’deki gerçek müslüman oranı

Sosyal Medya Butonlarını Kullanarak Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

 

%99’u Müslüman ülke

Türkiye’de inanç oranları konu olunca genellikle ” bu ülkenin %99’u müslüman” sözünü duyarsınız. Müslüman ülkeler haritasında ülkemizi en iyi yerde konumlandırırız. Müslüman ülkeler ve nüfusları denkleminde oran olarak ilk sıraları kimseye bırakmayız.

Acaba bu kadar iddialı olmakta haklı mıyız? Gerçekten Türkiye’nin yüzde doksan dokuzu müslüman mı?

Şu soruları sorduğumuzda gerçekten de teorik olarak bu orana ulaşıyoruz:

1- Kuran’ı Kerim’i tüm insanlığa gönderen kimdir?

2- En doğru hükmü kim verir?

3- En güzel sözü kim söyler?

4- Şaşmaz ve sapmaz adalete kim sahiptir?

Bu soruların Müslümanlar için tek bir cevabı var: ALLAH

Teorik olarak sıkıntı yok ama bu sorulara doğrudan şahsımızı ilgilendiren yenilerini eklediğimizde yani İslamı yaşama konusuna geldiğimizde durum değişiyor:

1-İnançlı bir insanın kimin adaleti ve hükümleri ile yaşaması gerekir?

2-Allah’a ve onun kitaplarına iman etmişsek eğer, onun emrini terk edip başka kurallara uymamız mümkün mü?

3-İnançlı bir insanın Allah’ın Kanunları için ‘bu çağa uygun değil’ yada ‘gereksiz’ deme gibi bir şansı var mı?

4-Allah’ın kanunlarına yüz çevirip başka yerlerden beşer sözleri ithal etmemiz durumunda hala Müslüman olduğumuzu iddia etmemiz mümkün mü?

Bu soruları herhangi bir sohbette kime sorsanız cevaplar genelde hep aynı olur : ”Tabi ki en güzel kelam Allah’a aittir, Allah’tan adaletlisi olamaz, elbette Müslüman Allah’ın indirdiği ile hükmetmeli, Avrupalılar kim yaaa… onların kendine hayrı yok zaten…… vs.”

Teorik olarak hiç sıkıntı yok. Maşallah lafa gelince herkeste bir iman var ki duygulanmamak mümkün değil.

Peki genelde siyasetçilerin sık kullandığı tabirle %99’u Müslüman olan, her mahallesini camiler ile donatmış, mümin kalplerle dolu olduğu iddia edilen ülkemizde gerçekte durum ne?

Bakalım kimin kanunları ile hükmediyoruz:

  1. Ceza hukuku İtalya’dan.
  2. Medeni hukuk İsviçre’den.
  3. Askeri hukuk Almanya’dan.

Ne kadar enteresan!!! Apaçık Kuran ayetleri ve onun hükümleri dururken ”kafir” dediğimiz toplumların kanunları ile yönetiliyoruz. Üstelik bunlar kendilerine verilen kitabları çoğunluğunun terk ettiği ve Allah’ın ‘onlardan veliler edinmeyin’ dediği toplumlar. Ben mi yanlış biliyorum biz Müslüman toplum değil miydik? Gayrimüslim toplumlarla ticari ve siyasi ilişkiler elbette kurulabilir ama kanun ve yaşam tarzı ithal etmek neden? Kuranda hem onlar hem de bizler için Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin durumu Maide suresinde bulunan üç farklı ayette açıkça belirtiliyor.

Ayetlerin özellikle son cümlelerine dikkat edin:

Maide 44: ”Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş Nebi’ler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafirdir.”

Maide 45: ”Biz onda, onların üzerine yazdık: Can’a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir kefarettir. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalimlerdir.”

Maide 46: ”Onların ardından, kendisinden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona da içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayan, takva sahipleri için de yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.”

Maide 47: ”İncil sahipleri Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasıklardır.”

Maide 48: ”Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı tasdik edici ve ona ‘bir şahid olarak Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. İhtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.”

Maide 49: ”Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, onların hevalarına uyma ve seni Allah’ın indirdiği şeylerin bir kısmından fitneye düşürmelerinden sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah onlara bazı günahlarından dolayı bir musibet isabet ettirmek istemektedir. İnsanların çoğu fasıktırlar.”

Ayetlerde açıkça görüldüğü gibi Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler için üç seçenek var: Kafir, zalim, fasık. Maide suresinde Yahudi ve Hristiyanlarla ilgili ayrıntılı bir açıklama yapılıyor. Sonra 48. Ayette sıra bize geliyor. Özellikle ayetteki ’ Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.’ İfadesine dikkat edin. Bugün bizim yaşadığımız durumu ne kadar güzel anlatıyor. Kendileri kitaplarından yüz çevirmiş, hükümlerini uygulamayan bu toplumlardan kanun ithal edip onların ‘hevalarına’ uyan, Allah’ın kanunlarından yüz çeviren biz değil miyiz?

Bakara 85: ‘………yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.’

Toplumumuzun günümüzdeki hali bu değil mi? Lafa gelince iman ettiğimizi söylediğimiz kitabın uygulamaya gelince bir kısmını görmezlikten gelmiyor muyuz? Ayetlerin sonunda böyle yapmanın cezasına dikkat ettiniz mi?

Kuran’da defalarca Yahudi ve Hristiyanların çoğunluğunun kendilerine indirilen kitaplara uymadıkları, yoldan saptıkları bize anlatılırken biz ne yapıyoruz? Müslüman geçinip Allah’ın indirdiğini beğenmeyen, modern dünya masallarıyla avrupanın insan onuruna ve fıtratına ters kanunlarına sarılanlar bizler değil miyiz? 2011 yılında Norveç’te tek başına 77 kişiyi öldüren, bunun 69’unu (neredeyse tamamı 20 li yaşlardaydı) Utoya isimli bir adada canice katleden, 242 kişiyi de yaralayan katili sadece 20 yıla mahkum edip lüks koğuşta yatırmak mı adalettir? Nerede bu cezanın caydırıcılığı? Nerede toplum vicdanı ve adalet duygusu? Bu ülkelerde 1000 kişiyi de öldürseniz cezanız yeme içme tam pansiyon bir ortamda televizyon izleyip gazete ve kitap okuyarak geçecek. Ne modern kanunlar böyle!!!!! Onlar gelişmiş ülke diyenler şunu hiç düşünür mü acaba: Amerika gelişmiş ülke değil mi onlar neden idam cezası uyguluyor?

Adalet dilendiğimiz, kapısında yıllardır ‘ne olur bizi de alın aranıza’ diye yalvardığımız bu Batı dünyası değil mi Filistin’de İsrail zulmüne alkış tutan, demokrasi götürüyorum dediği yerlerde milyonlarca insanın ölümüne sebep olan, aleyhimize olan her oluşum ve örgüte destek veren, global şirketlerle hala fakir ülkeleri sömüren? Yıllardır hala akıllanmadık mı? Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür? Bize sundukları taleplerini düşünsenize ne de güzel evirip çeviriyor parmaklarında oynatıyorlar bizi. Bu ülkede halktan, siyasetçilere kadar her kesim batı dünyasının çifte standardından, tutarsızlığından şikayet etmiyor mu? Okuyalım acaba neden böyleymiş nerede hata yapıyormuşuz?

Bakara 120: ”Sen onların milletlerine uymadıkça, yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle razı olmazlar. De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah yoludur.” Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.”

Bizim derdimiz acaba gerçekten Kuran’a uymak mı yoksa Kuran’ı kendimize uydurmak mı?

Şimdi ister istemez akıllara şu sorular geliyor:

  1. Kuran’da Müslümanlara emredilen özellikle ceza hukuku ile ilgili hükümlerden (Kısas, bozgunculuk, hırsızlık, zina için 100 sopa cezası ve tecrit gibi) veya medeni hukukla ilgili (miras, boşanma, çocuk) hükümlerden hangileri bu ülkede uygulanıyor?
  2. Toplumumuz da Kuran’da emredilen Allah’ın kanunlarıyla hükmedilmediği açıkça ortada olduğuna göre ‘Müslüman ülke ‘ şeklinde bir tanımda bulunmak münafıklık olmaz mı?
  3. Lafa gelince Kuran’ı rehber edinmekten, ve onun her çağa hitap ettiğinden bahsedip diğer taraftan Kuran’da emredilen hükümleri uygulamayarak ‘Allah’ın kanunlarını beğenmemek’ gibi bir duruma düşmüş olmuyor muyuz?

Bu soruların ardından hemen zihinlerde meşhur ‘mazeretler teorisinde’ de anlatıldığı gibi ‘ama, fakat,’ ile başlayan cümleler kurulmaya çalışıldığını tahmin edebiliyorum. Tavsiyem kimse mazeretlere sığınmasın. Ne demişti iblis hatırlayın:

Araf 12: (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

İblis onu sen yaratmadın yada seni inkar ediyorum demiyor, sen onu yarattın ama ben ondan daha hayırlıyım diyor. İşte bu ‘ama’ iblisi kafir yaptı.

Hiçbir Müslümana Allah’ın kanunu dururken kendi kitabına sırtını dönmüş, Allah’ın çoğunluğunu ‘kafir, fasık, zalim’ ilan ettiği toplumların kanunlarından medet ummak yakışmaz. Müslümanım diye geçinen ülkemizde olduğu gibi Allah’ın kanununa sırt çevirip beşer sözüne tabi olduktan sonra neden bu haldeyiz diye sormak mantıklı mı? Şu halimize bakın Allah neden azap etmesin ki bize?

Bu ülkenin tarihinden gelinen noktanın analizini yapmak hiç de zor değil. İçerde ve dışarda hiçbir kişi ve kurumu ilahlaştırmamamız gerekiyor. Cemaat-tarikat ekseninde yaşayanlar bunu yoğun bir şekilde yaparken bir taraftan da dini konulardan uzak insanlarda aynısını yapıyor. Ülkemizdeki hukuk sisteminin ve yaşam tarzının Kuran ilkeleriyle uyumlu olmadığı bu kadar açıkça ortadayken ”bu ülkenin %99’u Müslüman” demek gerçekte münafıklıktan başka bir şey değil. Alim olmaya gerek yok bu ülkede yaşayan herhangi birisi etrafına bakıp biraz düşündüğünde yaşanan çarpıklığı ve ikiyüzlülüğü net bir şekilde görür.

Hayırlı tefekkürler dilerim…

Sosyal Medya Butonlarını Kullanarak Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

Türkiye’deki gerçek müslüman oranı” konusunda Bir Fikir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir