Kuran’ın Allah’ın Kitabı Olduğunun Delilleri

Sosyal Medya Butonlarını Kullanarak Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

Kuran-ı Kerim’in Allah’ın Kitabı Olduğuna Dair Ayetler

Kuran-ı Kerim’in Allah tarafından gönderildiğinin en büyük kanıtlarından birisi de hitap şeklidir. Kuran’da insanlar aracısız ve samimi bir şekilde Allah’a yönelmeye çağırılmaktadır.

Eğer Kuran ateistlerin iddia ettiği gibi bir insan tarafından uydurulmuş olsaydı günümüzde tarikat ve cemaatlerde sıklıkla gördüğümüz gibi içinde başta uyduran kişi olmak üzere insanların yüceltildiğini, onlara koşulsuz şekilde bağlanıp onlar ne yaparlarsa yapsın doğru kabul edilmesi gerektiği gibi tavsiye ve emirler görürdük. Fakat Kuran’a baktığımızda kesinlikle böyle bir insan kutsallaştırma olayı yok. Tam tersine Kuran’da Peygamberin hata ve zaafları açıkça yazmakta, gerektiğinde uyarılar aldığı belirtilmektedir.

Birisi bir din icad edecek, hatasız şekilde 600 sayfanın üzerinde bir kitap yazacak ve bu kitapta bırakın kendini övmeyi veya kutsallaştırmayı defalarca kendi hatalarından bahsedecek. Bu dünya üzerinde görülmüş bir şey değildir. İnsan icadı olan her din ve kitapta mutlaka onu uyduran kişinin bir ‘’ilah’’ seviyesinde kutsallaştırıldığını görmekteyiz.

Kuran’da Peygamberlerin elçilik vasıfları dışında sıradan insanlardan farklı olmadığı, hatalar yapabildikleri, Allah bildirmedikçe gayb bilgilerinin olmadığı veya Allah tarafından gerek görülüp yardım edilmedikçe doğaüstü işler yapamadıkları açıkça belirtilmektedir.

Kuran’da Peygamberin bizim gibi bir ‘’insan’’ olduğu net olarak vurgulanmaktadır:

De ki: ‘’Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin.’’

 Ayette görüleceği gibi Peygamberin diğer insanlardan tek farkının ‘’vahiy’’ olduğu belirtiliyor.

Peygamberlerin Allah tarafından gerekli görülüp bildirilmedikçe gayb yani sıradan insan algısının üzerinde bir bilgiye sahip olmadığı da ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır:

 Araf 188: ‘’De ki: ‘Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.’’

Kuran bir insan tarafından uydurulmuş olsaydı kesinlikle içerisinde Araf 188 gibi bir ayet olmazdı. İnsanları etkisi altına almak, onlardan faydalanmak isteyen hiç kimse kendisi için böyle sözler söylemez. İnsanları sömürmek isteyen kişi Tarikatların yaptığı gibi ‘’şeyh sizin evde ne yaptığınızı bilir, aklınızdan geçeni okur, şeyhe hizmet etmek, onu görmek ibadettir’’ gibi şeyler söylerdi. Hem benim sizden farkım yok deyip hemde insanları etki altına almanız mümkün değildir.

Fetih 11: ‘Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı yada bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.’’ 

İnsanları sömürmek isteyen bir kişi Fetih 11. ayetteki gibi bir cümle kurmaz.

Bu ayette bahsedilen bedeviler günümüzde bir tarikata gidip böyle bir şey söyleselerdi şeyhin onlara şefaat edeceği, ahirette kurtaracağı ama mallarından biraz kendilerine bağışta bulunmaları gerektiği söylenirdi.

Enfal 67: ‘’Yeryüzünde ağır bas(ıp küfrün belini iyice kır)ıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir.’’ 

Enfal 68: ‘’Eğer Allah’tan, bir yazı geçmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.’’

Bu ayetlerde Bedir savaşında ganimet alma düşüncesiyle Peygamber ve beraberindeki Müminlerin esir alma telaşına girdiği anlatılmakta ve bu hareket sert bir dille eleştirilmektedir. İnsanları etkisi altına almak isteyen hiç kimse kendisini bu şekilde eleştirmez ve hata yaptığını kabul etmez.

Tevbe 43: ‘’Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalan söyleyenleri bilmeden önce niçin onlara izin verdin?’’

Müslüman topluluk içinden bazıları savaşa gitmemek için çeşitli bahaneler öne sürerek Peygamberden izin istiyorlar ve ayetten anladığımıza göre Peygamber onların doğru söyleyip söylemediğini iyice araştırıp emin olmadan onlara izin veriyor. Bu tutum nedeniyle Peygamber uyarılmaktadır. Burada mesele sadece birilerinin savaştan kaçmak istemesi değildir, bu aslında kimlerin münafıklık yaptığınında tespit edilmesi için iyi bir fırsattı fakat Peygamber yanlış bir karar veriyor.

Tahrim 1: ‘’Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’’

 Kendini övmek, kutsal, üstün bir insan gibi göstermek isteyen birisi kadınlardan çekinerek yanlış bir iş yaptığını söyler mi?

 Tevbe 80: ‘’Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen de yine Allah onları affetmez. Çünkü onlar Allah’ı ve elçisini inkar ettiler. Allah, fasık bir kavme hidayet etmez.’’

Tarikatçıların bahsetmekten hiç hoşlanmadığı ayetlerden biriside budur. Kuran’da koskoca Peygamberin bile bazıları için bağışlanma dilemesinin faydasız olacağı belirtilmektedir. Halbuki tarikat kitaplarında şeyhin müridlerini her durumda kurtaracağı yazmaktadır.

Abese 1: Surat astı ve döndü;

 Abese 2: Kör geldi diye.

 Abese 3: Ne bilirsin belki o arınacak?

 Abese 4: Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.

 Abese 5: Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince;

 Abese 6: Sen ona yöneliyorsun.

 Abese 7: Onun arınmamasından sana ne?

 Abese 8: Fakat koşarak sana gelen,

 Abese 9: Saygılı olarak gelmişken,

Abese 10: Sen onunla ilgilenmiyorsun.

 Abese suresinde Peygamberin bir topluluğa tebliğ yaptığı esnada kör birisinin gelerek onunla konuşmaya çalıştığı ama Peygamberin onunla ilgilenmeyip diğerlerine yöneldiği anlatılıyor. Bu durum Allah tarafından yanlış bir hareket olarak görülüyor ve Peygamber uyarılıyor. Benzer olay bir tarikat ortamında yaşansaydı bu kişi oradan kovulur hatta dayak bile yiyebilirdi.

Kuran ayetlerinden verdiğimiz örneklerde bir konu defalarca vurgulanıyor. Peygamber her durumda insanları kendisine değil Allah’a yöneltmekte, kendinin değil Allah’ın bir karar ve yargı mercii olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir. Peygamber Allah ne buyurmuşsa onu söylüyor.

Peygamberlerin insani özelliklerinin vurgulanmasının önemli sebepleri var. Günümüzde özellikle Tarikat ve Cemaatlerde yaşandığı gibi tarih boyunca bazı insanlara ilahi özellikler yüklenmiş ve onların olağanüstü işler yapabildikleri iddia edilmiştir. Bu insanların da diğer insanlar gibi bir anneden doğduğu, hasta olduğu, yaşlandığı ve en önemlisi öldüğü açıkça görüldüğü halde birer ilah gibi tanıtılması toplumsal bir cinnet örneğidir.

Lütfen görüş ve önerilerinizi aşağıda bulunan yorum kısmından bizimle paylaşın. Hayırlı tefekkürler dilerim…

Sosyal Medya Butonlarını Kullanarak Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir